Kalkan: Werte’ye güç yığmak kesinlikle kabul edilemez!

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, KDP’nin Wertê güç yığmasını kabul etmeyeceklerini söyledi. Kalkan, “Bu PKK’ye dönük imha ve planlı tasfiye saldırısının parçası haline gelmektir. Bunu PKK kabul etmez, buna karşı savaşır, her şeyi göze alır” dedi.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV’de yayınlanan Ülkeden programına katılarak soruları yanıtladı.

Tüm dünyada salgın hastalık durumu var, Önder Apo’dan haber alınamıyor, neler söyleyeceksiniz?

Öncelikle İmralı direnişini selamlıyorum. Kuşkusuz tüm cezaevlerinde durum olumlu olumsuz ama bilgiler var. Aynı şekilde İmralı’dan da bili alınması gerekir. Görüşme başvuruları yapılıyor, ama reddediliyor. Telefon görüşmeleri reddedildi. Oysa bu yönetim, cumhurbaşkanı bu tür görüşmelerin olacağına, bilgi alınacağına dair söz vermişti. Bu kamuoyunda da infial yaratıyor. Toplumda yoğun bir beklenti var, bilgi almak istiyor. Dolayısıyla salgında var, ki olmazsa da bilgi almak hukuki bir durum var ve bilgi alınması gerekir. Ama bu salgın da herkesi duyarlı hale getiriyor.

Eğer yönetim ciddi yaklaşıyor, sükunet istiyorsa, işleri daha doğru düzgün yürütmek istiyorsa bu tür durumlarda kurallara uygun, hukukun kurallarına daha uygun davranmalıdır. Kendi yasalarına uygun davranmalı. Kısacası görüşme olmak durumundadır. Bu kendilerinin de yararınadır.

Biz her zaman belirttik, yönetimimiz de açıkladı ve İmralı’dan mevcut yönetim sorumludur. Devlet sorumlu, Tayyip Erdoğan yönetimi sorumlu, bunu bir kere daha tekrarlamakta fayda var. Şunu da her zaman söylediğimiz gibi yeniden söyleyebilirim. Gerçekten bir Kürt-Türk barışı gelişecekse, sorun çözülecekse çatışmalı durum kaldırılıp, bir barışçıl durum geliştirilecekse bunu geliştirecek tek kişi Önder Apo’dur. Bunu bin kere söyledik, yüz bin kere de tekrarlayabiliriz.

Artık herkesin bunu çok iyi anlaması lazım. Başka da bunu yapabilecek kimse yoktur, olamaz da. Dolayısıyla Önder Apo’ya yaklaşımın ne anlama geldiğini herkes iyi idrak etmeli. Biraz kendi bireysel iktidarı, egosu, çıkarları için değil de toplumlar için düşünebilmeli, tarih için düşünebilmeli. Bu kadar çıkarcılık, milliyetçilik, şovenizm, ırkçılık çok fazla. Böyle olmamalı. Bu bakımdan da herkes bunu çok iyi bilsin, Önder Apo gerçeği bütün insanlık için bir çözüm gerçeğidir. Herkes Önder Apo’nun sesini duymak istiyor. Düşüncelerini öğrenmek istiyor. Örneğin koronavirüs denen salgına dair görüşleri nedir bilmek istiyor. Çünkü durumları herkesten daha iyi gören değerlendiren bir beyin var, bir düşünce var. Dolayısıyla hem çözüm, barışın gücü hem de düşüncelerinden herkesin faydalandığı bir güç. Bu bakımdan da bu ses daha fazla kısılmamalı. Düşüncenin önünü alınmamalı. Düşünceden bu kadar çok korkulmamalı. Halbuki kendileri için de gereklidir. 20 yıldır hep düşüncesini aldılar. Ona göre pratik yaptılar. Kendilerini ona göre ayarlamaya çalıştılar. Bu da hiçbir kısıtlama yapmadan söyledi. Ne sordularsa neyi tartışmak istediler açıkça söyledi. Şu yararlanır, şunu engelleyeyim, şunun önünü alayım demedi. Herkes için yararlanabileceği düşünceleri ortaya koydu. Dolayısıyla herkes adil yaklaşmalı.

Bu açıdan kesinlikle İmralı’dan haber almak gerekir. Önder Apo’nun ve diğer tutsak yoldaşların durumlarının ne olduğunun hiç de zamana yayılmadan, gecikme olmadan bilinmesi, öğrenilmesi gerekir.

Sorumlu olan merci yönetimdir. Bunu sağlaması yönetimin de yararınadır. Fakat bu sağlanmıyorsa mücadele etmek gerekir. Toplum için de bunu ifade edebilirim. Daha fazla mücadele gerekli. Açık ki engeller var. Çıkarlarına uygun görmeyenler var. Bir rehine olarak tuttukları gibi, bu durumu bir de psikolojik savaş aracı olarak kullanıyorlar. Sözde bir irade kırılması gibi değerlendirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla buna fırsat vermemek lazım. Yani daha çok mücadele gerekli. Kadınlar, gençler, halkımız, devrimci demokratik güçler daha çok mücadele etmeliler.

İmralı kapılarının kırılması, açılması, tecridin kırılması için daha fazla mücadeleye ihtiyaç var. Herhangi bir engel tanımadan devrimci demokratik mücadelemizi her türlü yöntemle çok daha güçlü geliştirmemiz gerekir. Herkes olduğu yerde imkânlar neyse seferber edebilmeli. Mutlaka İmralı duvarlarını kıracak, kapısını açacak, Önder Apo’dan ve diğer tutsaklardan bilgi almayı sağlayacak bir mücadele ortaya çıkarmamız lazım.

Süreç kritik, AKP-MHP ortaklığı ile yeni infaz yasası denen bir yasa Meclis’ten geçirildi, bu infaz yasası ne anlama geliyor? Böyle bir süreçte apar-topar Meclis’ten geçirilmesini nasıl değerlendirmek gerekir?

İnfaz yani uygulama mı oluyor, tam bir şey diyemem ama birilerine verilen ceza affedilerek infaz edildi, birilerin de öldürülerek infaz edilmek isteniyor. İnfaz aslında öldürme anlamına da geliyor. Gerçekten yeni infaz yasası dendi ama toplu idam yasası, toplu katliam yasası demek gerekiyor. Başka hiçbir anlamı yoktur. Derler ya özrü kabahatinden beter şimdi tahliye edilenlerin edilme gerekçeleri neler koronavirüs salgını bulaşabilir ve ölebilirler. Bu salgından ve ölümden kurtarmak için bir kısım insanlar zindandan çıkarıldı, bir kısmı da oradan tutuluyor. Şunun garantisi var mı, çıkartılanlara virüs bulaşabilirdi ama çıkartılmayanlara bulaşmaz diyemezler. Böyle bir garanti yok. Madem cezaları affedilip bırakılanlar salgına tutulabilirler ölüm tehlikesi altındalar, ondan kurtulunmak isteniyor. O halde orada olan herkes için aynı şey geçerlidir. Dolayısıyla bırakılmayıp orada tutulanlara “sizi ölüme mahkum ediyoruz ve öldüreceğiz” denilmiştir. Bu yasa bir idam yasasıdır. Hatta idamın imzalanmasıdır.

Meclis bu kararı alarak aslında cezaevlerinden bırakmadığı tüm tutsakların için idam kararı vermiş oldu hem de kararın infazını onaylamış oldu. Gerisi pratiğe kalıyor. Cezaevlerindeki durum kesinlikle budur. Bu bakımdan bu yasa bilmem anti demokratiktir, anti faşisttir şudur budur demekle işin içinden çıkılamaz. En kötü şeydir. Zaten mecliste bağır bağır da hezeyan ettiler, ölsünler şu bu diye. Yani bu kadar gözü dönmüş bir topluluk var karşımızda. AKP yönetimi, Tayyip Erdoğan yönetimi MHP’nin de verdiği gazla tarihte verdiği hiçbir diktatörün, hiçbir zalimin yapmadığı kadar kötülük yapıyor. Zalimlerin başına ne geldi kendisinin de gelir. Bunun hesabı mutlaka kendilerinden sorarlar. Bunu anlamak, görmek gerekiyor. Ateşle oynamanın da ötesinde yani öyle ki bir intikam saldırısıdır bu. Binlerce, on binlerce insanların düşüncesinden, siyasetinden dolayı milletvekiliyken, belediye eş başkanıyken, parti bilmem meclis başkanı, il başkanıyken, şu yöneticisiyken, siyaset yaparken tutukladılar. Aydınları, yazarları, Türkiye’nin ve Kürdistan’ın beynini ve vicdanını kendi iktidarlarını korumak için zindanlara doldurdular. Kim kendilerine muhalefet ediyorsa oraya koydular. Böylece bununla iktidarlarını korumak ve sürdürmek istediler. Şimdi bütün bunları böyle adeta benzin döküp ateşe verir gibi bir virüs salgınının önüne koyuyor, yok etmek istiyorlar. Bu kadar kanunsuzluk değil, vicdansızlık, ahlaksızlık da olmaz. Dünyanın, insanların gözüne baka baka bu kadar şey yapılamaz. Niye işte tutukladılar, işkenceler yaptılar, zindanlara koydular, beş yıl, on, yirmi yıl ceza verdiler, hiçbirini teslim alamadılar. Hiçbirisini düşüncelerinden vazgeçiremediler. Herkes direndi. Hem de yiğitçe, kahramanca direndi ve zindanlar büyük bir direniş kalesi haline geldi. Şimdi bu biçimde intikam almak istiyorlar. Bu kadar ölüm tehdidiyle adeta ilmiği boğaza geçirerek insanları teslim almaya çalışıyorlar. Bu en vahşi biçimde bir teslim alma saldırısı, bir intikam saldırısıdır. Niye bize teslim olmadınız, niye bu kadar baskı ve işkence yaptık düşüncelerinizden vazgeçmediniz diye insan düşüncesine, iradesine, inancına ölümle hem de koronavirüs gibi bir illet saldırısıyla saldırıp intikam almak istiyorlar. Bu kadar da olmaz yani. Bu artık sözün tükendiği yerdir. Zulmün en üst düzeye çıkışıdır. Bundan daha büyük bir zalimlik zulüm sanırım olamaz. Bunu çok net bu bakımdan cezaevlerinde bırakılan tutsaklara sahip çıkmak gerekiyor.

Gazetecilere, yazarlara, aydınlara, milletvekillere, siyasetçilere, düşünce sahiplerine Türkiye ve Kürdistan’ın demokratik güçlerine, demokratik bilinç ve vicdanına sahip çıkmak gerekir. Zindanlarda tutulan ölüme terk edilmek istenen tutsaklara sahip çıkmak demek, Türkiye ve Kürdistan’ın bilincine ve vicdanına sahip çıkmak demektir. Buna mutlaka sahip çıkılmalı. İmkânı olan, mücadele etme gücüne sahip olan herkes kesinlikle bu tutumun içinde olmalı, zindanlarda ölüme terk edilmek istenen tutsaklara sahip çıkmalı. Bu sahip çıkmak da şöyle olmaz yani; ben işte böyle kabul etmiyorum, doğru bulmuyoruz, biz karşı çıkıyoruz, demekle olmaz. Mücadele etmek gerekir. Karşı çıkmak mücadele etmeyi gerektiriyor. Nasıl böyle bir virüs ortamında insanları evinizden çıkmayın derken milletvekillerini meclise götürdüler, böyle bir karar ve kanunu müzakere ettirdiler, karar çıkarttılarsa ki bunu AKP-MHP yaptı; onlar dikkat edilirse mücadele ediyorlar. O halde onlar kadar mücadele etmek lazım. Biz bu kararı kabul etmiyoruz demek hiçbir şeydir. Boş bir sözdür. Hiçbir anlamı yoktur. Yani virüs var, mücadele edemiyoruz, denilemez. Bir de böyle bir şey çıktı. Koronavirüs salgını var, mücadele edemiyoruz, deniliyor. Ama size evinizden çıkmayın diyenler meclise gidip idam kararını on binlerce kişi için çıkarıyorlar. İşçileri gönderip, kendileri kârlarına kâr katmak için çalıştırıyorlar. Başkalarına da evlerinizden çıkmayın, mücadele etmeyin, diyorlar. Bu bir oyundur. Bilmem devrimci demokratik güçleri aldatmaya çalışıyorlar. Gençleri, kadınları aldatmaya çalışıyorlar. Siz evinizde durum, çıkmayın, biz size istediğinizi yapalım, iş bu noktaya geldi ve böyle olmaz. Bu durum kabul edilemez. O nedenle mücadele edemiyoruz, denilemez. Şimdi sadece kabul etmiyoruz demek yetmez, mücadele gerekli. Virüs var, mücadele edemiyoruz denilemez, hayır mücadelenin binlerce yol ve yöntemi vardır. Mutlaka mücadele edilebilir. Mücadele demek sadece bir açıklama yapmak değildir. Ya da on binler, yüz binler halinde alanlara dökülüp miting, yürüyüş yapmak demek değildir ki. On binler halinde olmuyorsa ellişer kişi, yüzer, yirmişer kişiyle de miting yapılabilir. Küçük birimlerle de eylemler yapılabilir. Faşizm nasıl ölüm emri veriyor, öldürücü saldırılar yapıyor, faşizme bir kişi de darbe vurur, iki kişi de darbe vurabilir. Her faşist iktidara her yöntemle darbe vurulabilir. Küçük birimler, en iyi eylem yaparlar. Gençler, kadınlar, emekçiler bunu rahatlıkla yapabilirler. Bu nedenle yaratıcı olmak, yeni eylem biçimleri bulmak ve mutlaka mücadele etmek lazım. Faşizmin bu idam fermanını on binlerce insan için verilmiş bu alçakça özellik taşıyan idam fermanını mutlaka kırmak, yıkmak gerekir. Bunun için de işte mücadele gereklidir.

Şunu hissettirebilmemiz gerekir; faşizmin saldırıları cevapsız kalmaz, faşizme karşı mutlaka mücadele edilir. Ölçü şu olmalı, şunu tüm devrimci, demokratik güçler, yurtseverler, gençler, kadınlar, Kürtler ve Türkiye halkları görmeliler. Cezaevlerinden çıkabilecek her bir cenaze için mutlaka intikam mücadelesi vermek gerekir. Bu kararı alanlardan hesap sormak gerekiyor. Eğer cezaevlerinden cenazeler çıkarsa her cenaze için en az birkaç misliyle faşizme darbe vurmak, intikam almak, hesap sormak lazım. Türkiye ve Kürdistan gençleri faşizme karşı daha büyük hesap sormak için hazır olmalıdır. Mutlaka hesap sorucu bir hazırlık içinde olmak, hesap sorabilmek gerekir. Başka türlü cezaevlerindeki tutsaklara sahip çıkmak olmaz.

Bu vicdansız, alçakça karar karşısında doğru bir devrimci demokratik yurtsever duruş olamaz, bir şey yapamıyoruz da denilemez. Yapılabilecek şey çoktur. Yeterki yapılmak istensin, yeterki yaratıcı yaklaşılsın. Ama mutlaka ve mutlaka bu faşist saldırı, toplu katliamı önleyecek, engelleyecek katliamcılardan hesabını soracak bir duruşun, mücadelenin sahibi haline gelmeyi bilmemiz lazım.

Bu faşizmden aslında hesap soran bir Kürdistan gerillası var. Dolayısıyla şehitleri var, Agit İpek bunlardan biriydi. Cenazesi ailesine postayla gönderiliyor. Hem bu durum hem de HPG Komuta Konseyi Üyesi Tekoşer Gever’in şehadeti ilan edildi. Bu iki durum için neler söyleyeceksiniz?

Öncelikle Tekoşer Gever ve Agit İpek yoldaşların şahsında tüm özgürlük mücadelesi şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum. Anılarını yaşatma ve amaçlarını başarma sözümüzü yineliyorum.

Gerçekten de nasıl bir düşmana karşı nasıl bir insanlık mücadelesi yürüttükleri herkesin görebileceği kadar açık ve ortadadır. Yani söz söylemeye gerek bırakmayacak kadar aydınlık bir durum var, gerçeklik var ortada. Bu bakımdan, bu şehitler gerçeğini ne kadar çok sahiplensek yeridir, gereğidir. Doğru anlamak ve izlerinde doğru yürümek şarttır.

Şunu söyleyebilirim. Tekoşer Gever arkadaş yiğit bir savaşçıydı. Büyük bir komutandı. Bütün ömrünü onlarca yıl, en zor ortamlarda Kürdistan halkının özgürlük mücadelesine, Ortadoğu’nun demokrasisine ve insanlığın özgürlüğüne adadı. En zor ortamlarda yiğitçe mücadele etti. Bütün gücünü, beynini, ruhunu bu özgürlük davasına verdi. HPG’nin değerli bir komutanı, partimizin değerli bir militanıydı. Yine Egit yoldaş yiğit, kahraman bir savaşçıydı. Adına layık bir savaşçıydı. Egit çizgisinin günümüzdeki en iyi temsilcilerinden birisiydi. Sonuna kadar da öyle yürüdü. Dolayısıyla onlar görevlerini yerine getirdiler.

Gerçekten de Halise Ana’nın tutumu yiğit bir tutum oldu. Egit yoldaşa layık bir tutum oldu. Biz inanıyoruz ki, Tekoşer yoldaşın ailesinin tutumu da tüm Gever halkının, gençlerinin, kadınlarının tutumları da öyledir. Geçmişten beri de hep öyle oldu. Bugün de daha fazla öyle olacak.

Şunu ifade etmek isterim. Dikkat edin önümüzdeki ay Mayıs’tır. Mayıs şehitler ayımızdır. 1 Mayıs’tan itibaren daha ’85’te Ramazan Kaplan arkadaşları şehit verdik. 2 Mayıs’ta Mehmet Karasungur, İbrahim Bilgin yoldaşlardan Azad Siser yoldaşlara kadar birçok kahraman yoldaşın şehit düştüğü, 18 Mayıs Haki Karer yoldaşın şehadeti var. Mayıs ayı her gün şehitlerle doludur. Şehitler ayını yaşamaya yürüyoruz. Ay boyunca şehitler çizgisinde kendimizi gözden geçireceğiz, değerlendireceğiz, şehitler çizgisinde eleştiri-öz eleştiri süzgecinden geçirerek o çizgiye ulaşmak, şehitlerimizin izinden amaçlarını başarmak için Önderlik ve Parti çizgisinde doğru yürür hale geleceğiz. Halkımız şunu iyi bilmeli, tek doğru yol şehitler yolu. Var olmanın ve özgür olmanın yolu şehitler gerçeğidir. Bunun açık kanıtı düşmanın tutumu. Bir cenaze postayla, kargoyla gönderilir mi! AKP yönetiminin, Tayyip Erdoğan yönetiminin zulümde, zalimlikte yapmadığı kalmadı. Son 40 yıllık, yarım asırlık mücadelede öncesini bir yana bırakalım, TC’yi yönetenlerin, en son 20 yıla yakındır AKP yönetiminin Kürtler üzerinde uygulamadığı insanlık dışı hiçbir uygulama kalmadı. Diyarbakır Zindanını düşünelim, dışarıdaki uygulamalar onları katbekat aştı. Mezarlıkları tahrip etmekten mezarları çıkarıp kemikleri başka yere taşımaya, insanları sürüklemekten, anaların cenazelerini haftalarca sokakta bırakmaya kadar, şimdi kargoyla cenaze göndermeye kadar vardılar. İşte en son on binlerce insan için sadece düşüncelerinden dolayı virüs vesilesiyle kitabına uydurup toplu katliam yaptıracak kadar gözü dönmüş faşizm, sömürgecilik, faşizm var. Bu gerçeği görelim. Düşman gerçeğini doğru görelim, anlayalım. Bu TC devleti ve onu yöneten hükümetler kimdir, nedir? Bu kadar zalim bir güç var. Öyle normal yönetim yok, demokratik ortam yok. Düşmanımızı iyi tanımalıyız. İkincisi ise bu düşmana karşı mücadele azmini göstermek lazım. 40 yıldır hesap soruyor PKK. Yarın da soracak. Düşman her türlü vahşi yöntemle kendini egemen kılmaya çalışıyor, bizi iradesiz, umutsuz kılmaya çalışıyor. Büyük psikolojik saldırı var, buna düşmemek lazım, örgütlü, hazırlıklı olmamız lazım. Özgürlük ruhumuzu her zaman canlı tutmalıyız. Mücadele ederek var oluyoruz. Bu mücadelede zorluk, acı, zulüm var, en aşağılık dışı uygulamalara maruz kalma var, onları da göze almalıyız. Bunu göze alarak çıktı Önder Apo, PKK militanlığı bunu göze alan fedai militanlığı oldu. Kürdistan’da onuru, şerefi, bilinci PKK’nin şehitleri temsil ediyor. Önder Apo çizgisindeki halk temsil ediyor. Şimdi bunu çok daha güçlendirelim. Düşman bizi zayıflatmak istiyor, psikolojik olarak etki altına almak istiyor, oyuna gelmemeliyiz. Halise Ana gerçekten iyi söyledi, bütün bu insanlık dışı vahşet sadece bilincimizi geliştirir, inancımızı güçlendirir. Bununla bizi korkutacak, kaçırtacak sananlar yanılıyor. Tam tersine daha büyük güç olarak beyinlerinde patlayacağız, demek lazım. Doğru anlamak, kendimizi doğru yenilemek lazım. Sürece uygun doğru yurtseverliği, devrimciliği yapabilmek lazım. Önümüzdeki şehitler ayını bu temelde yaşayacağız. Her anını faşizmden, sömürgecilikten hesap sorma, intikam alma haline getireceğiz.

Küresel bir tehdit olarak ortaya koronavirüs çıktı. Büyük alt-üst oluşlara neden oldu. Gerçekten tam anlamıyla insanlık tam olarak neyle karşı karşıya, herkes mücadeleden söz ediyor ama, buna karşı doğru ve etkili bir mücadele nasıl verilebilir?

Tartışılıyor, biz de görüş belirttik. Yönetimimiz çeşitli değerlendirmeler yaptı. En açık bir biçimde bu tür durumların insanlığın başına gelebilecek tehlikelerin Önder Apo savunmalarında yıllar öncesinden geniş bir biçimde ifade etti, yazdı. Ortaya koydu. Yani kapitalist modernite sistemi iktidar ve devlet uygarlığının kanserleşmiş, hastalıklı hale gelmiş aşamasıdır.

İnsanlık başında doğa üzerinde büyük bir tehdittir, insanlık bundan kurtulmazsa kendisi yok olur. Bu çok net bir durumdur ve bu temelde gelişti. Zaten her yıl kolera dendi, bilmem AİDS dendi, kuş gribi, domuz gribi, yarın başka bir şey diyecekler. Bunlar bir kader değil. Doğal bir durum değil. Kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Gökten düşmüyor, tanrının verdiği bir ceza değil. Bunları bilmek gerekir. Öyle göstermeye çalışanlar var. Bu bir defa böyle değil. Bütün bunlar en son koronavirüs olarak ortaya çıkan virüs kapitalist modernite sisteminin azami kâr elde etmek için doğaya ve topluma yönelttiği saldırının ortaya çıkardığı sonuçtur, bir hastalıktır. Bunu böyle bilelim. Bu sistem çıkardı, kapitalizm çıkardı. Onun azami kâr elde etmek için topluma ve doğaya yönelttiği saldırıdır. Doğal genleri bozan, daha fazla kâr elde edebilmek için yağmayı, talanı, azami düzeyde geliştirmeye çalışan saldırıları ortaya çıkardı. Kendiliğinden otaya çıkmadı yani. Bunu herkesin iyi bilmesi ve doğru anlaması gerekir.

Sorumlusu var bu sistemin. Dikkat edin, hiçbir tedirginlik yok. Örneğin Rusya’ya hiç yayılmamıştı, rahat duruyordu. Şimdi Rusya’ya yayılıyor. Rusya yönetimi bize de geliyor, diyor. Daha da ilerleyecek. Yani önceden biliyorlardı aslında. Biliniyordu, ama söylemediler. Toplumdan tepki gelmesin diye söylemediler. En yumuşatıcı şekilde şey yapıyorlar, bir mücadele var. Biz söyledik, bu bir biyolojik saldırı olma ihtimali çok güçlü. Bir biyolojik savaş sürüyor. Halklara karşı, topluma karşı yöneltilmiş bir üçüncü dünya savaşının bir parçasıdır. Böyle olmazsa bile doğal bir durum değil. Azami kâr, daha çok elde edebilmek için, daha çok sermaye biriktirmek için, daha büyük milyarderler olabilmek için maddeye, doğaya, topluma yöneltilen teknik saldırıların sonucunda ortaya çıkıyor. Para elde edebilmek için bunu yaratıyorlar. Bu sistem yarattı, kendiliğinden olmadı. Bir defa bu gerçeğin çok iyi bilinmesi lazım. Buna göre de hareket ediyorlar. Her yere yayılıyor. O halde savaş olamaz. Gayet normaldir, herkes birbiriyle savaşıyor çünkü. Bilmem bazı zenginler de virüse tutuluyormuş. Olabilir o da bilinçli çıkartılmış bir şeyin önünde engel değil. Ama en daha kötüsü bilinçli biyolojik bir silah olarak kapitalist modernite sisteminin kar elde edebilmek için doğaya yönelttiği, maddeyi parçalamak, genlerini bozmak için yönelttiği saldırıdan ortaya çıkmış olmasıdır. Çünkü bunu hep yapıyorlar.

Çok yakında daha tahripkâr virüsler ortaya çıkabilir. Biyolojik silah yapsa isterse kullanır, isterse kullanmaz diyebilirsin. Kâr için topluma ve doğaya yönelttiği saldırı güya üretim amacıyla yönelttiği saldırıdan doğuyorsa şimdi bunun önlenmesi mümkün değil. Kapitalist sistem ve bunu var eden sistem yok edilmedikçe o zaman her an yeni tehlikeler, yeni virüsler ortaya çıkarabilir. Kapitalist sistem böyle büyük bir tehlikedir insanlığın başında.

Yüz yıl önce de sosyal bilimciler, devrimciler, sosyalistler durumu tespit ettiler zaten. Ya sosyalizm ya felaket dediler. Kapitalizm yok edilmezse insanlığın başına felaket gelir, dediler. Emperyalizmi, azami kârı bütün dünyaya yayılmasını da sistemin en zayıf anı, can çekişme durumu olarak değerlendirdiler. İyi mücadele edilirse kurtulunabilir dediler ama, geçen yüz yıllık durum değerlendirilirse besbelli ki insanlık, aydınlar, devrimciler iyi ve yeterli mücadele vermediler. Bu kanserleşmiş hastalık zihniyetinden ve siyasetinden kendilerini ve insanlığı kurtaramadılar. Şimdi bu bilince ulaşmak yeniden toparlamak, yenilenmek ve mutlaka kapitalizmden kurtulacak bir düzeye gelmek gerekir. Buna ihtiyaç var. İmkânı ve fırsatı da var. Bütün devrimciler, sosyalistler, aydınlar için önemli, doğru yaklaşmak sadece doğru analiz etmek değil, ona karşı doğru tutum ve mücadele görevleri de ortaya çıkarmak ve pratikleştirmek gerekir. Böyle bir doğru tahlile ve doğru doğru mücadele görevleri belirlemeye ihtiyaç var. İnsan bunu görüyor. Bu temelde mücadele ediyorlardı.

Kürt toplumu da toplumsallığı geliştirerek yapıyor. Herkes kendine bir mücadele yöntemi geliştiriyor. En önemli mücadele şeyi komünal paylaşım, dayanışma bilincinin, tutumunun geliştirilmesidir. Bu yönlü kampanyalar var. Bu kampanyalara katılıyoruz. Anlamlı ve doğrudur. Komünal paylaşım, dayanışma toplumsallığın özü, toplumun temel güç kaynağıdır. Bu güç kaynağına sarılınırsa her türlü felaketten kurtulunabilir. Felaketin zararları en aza indirilebilir. Dolayısıyla bu önemli bir durum oluyor. Bu tür çabalar değerlidir. Biz de katılıyor ve destekliyoruz. Fakat yetmiyor. Bence çeşitlemek lazım. Daha çok yönlü geliştirebilmek gerekir. Çünkü ne zaman biter, önü alınır mı belli değildir. Çok almak isteyen de yok zaten. Aslında bir hedef konmuş gibi, her tarafa yayıyorlar. Birinci dalga diyorlar. Belli bir kesimi, belli sayıda insanın ölümünü ön görmüşler. İkinci dalga, üçüncü dalga gelecek diyorlar. Kimisi bir buçuk yıl diyor, kimisi 2 yıl diyor. Yani yıllarca devam edebilecek. Dolayısıyla ciddi yaklaşmak lazım. Tehlike uzun vadelidir. Dolayısıyla uzun vadeli yaklaşımlar geliştirmek gerekiyor. Yoksa sonuçları ağır olur. Dikkat edelim her gün binlerce insan ölüyor bundan dolayı. Şimdi kürt toplumunun da kendisini savunması önemli. Dayanışma ve paylaşım bilinci ve ruhunu geliştirdi. Pratiğini yapmaya çalışıyor. Bu da önemli ve anlamlı ama yetmez. Daha uzun vadeli düşünmek lazım. Uzun vadeli sürerse peşinden kıtlık da gelebilir. Tarihten de biliyoruz, krallar kıtlığa da yol açabiliyorlar. Yoklukla, açlıkla karşı karşıya da kalabiliyorlar. Bunu da hesaba katmak lazım. Bütün bunlar değerlendirildiğinde bir çağrı yapabilirim.

Söz konusu kampanyalara katıldığım gibi, mesela ülkeye dönüş, özellikle ülke dışındaki insanlarımız açısından çok önemlidir. Avrupa’da 50’den fazla Kürt yurtseveri yaşamını yitirdi. Saygıyla anıyorum. Böyle devam ederse sonucun ne olacağı belli değil. O halde oralar bizim yerimiz değil. Biraz ücret alıyorsak da emeğimiz oraları payidar yapıyor. Halbuki ülkemizi yapmalıydık. Ülkeye dönelim, köyümüze, kasabamıza dönelim. Hem güvenlik açısından azami karın ortaya çıkardığı kentleşme en büyük tehlikedir, sağlık için tehlikelidir. Dikkat edelim en büyük salgınlar en büyük kentlerde ortaya çıkıyor. Hem de olası bir kıtlığa karşı en iyi tedbir köyde olmak, tarlasında, hayvancılıkla uğraşmaktır. Bu çok iyidir de. Kendi yurdunu, ülkesini geliştirmeyi, imar etmeyi içerir. Emeğinin toprağına sinmesini ortaya çıkartır. İnsanlar isterlerse bir kampanya olarak da geliştirebilirler. Yurt dışında olanlara, metropolde olan Kürtlere de çağrım, ülkemize, köyümüze, kasabamıza, evimize dönelim. Elin verdiği evde kendimizi hapse koyup da beklemeyelim. Bir gün gelecek yaşayacağım diye. Gerçek evimize dönelim. Kendi yurdumuza, ana yurdumuza dönelim. Topraklarımıza dönelim. Kendi işimizle uğraşalım. Bu her türlü saldırıya karşı bir tedbir olduğu gibi, olası kıtlığa karşı da önemli bir tedbirdir. O nedenle ülkeye dönüş, ana yurda dönüş kampanyası geliştirilebilir.

Bu salgına karşı biraz bilinçli doğru anlayan insanlar böyle bir tutumla cevap verebilirler. Bu en doğrusu ve en güzeli olur. Hem kırandan ve kıtlıktan kendimizi korumuş oluruz hem de olmamız gereken yerde, ait olduğumuz yerde oluruz. Emeğimizin toprağımıza sinmesi sağlayana yaşam içinde oluruz. Doğru tutum bu. Umuyoruz, inanıyoruz, çağırıyoruz, böyle bir illet yurtseverlik bilincimizi daha çok geliştirir, ülkeye, köye dönüşü ortaya çıkarıp, kapitalist modernite sisteminin, sömürgeci soykırımcı sistemin, erkek egemen siyasetin saldırısıyla terk ettiğimiz köyümüze, kasabamıza tekrar döneriz. Bizi buralardan sürükleyen kapitalizmin ekonomik saldırısıydı, soykırım saldırısıydı, köylerimizi yaktılar yıktılar. Şimdi götürdükleri yerde de bu virüslerle öldürmeye çalışıyorlar. Kendimizi yaşatmanın, doğru, özgür yaşatmanın yolu onlara karşı mücadele etmek, onların dayattığını kabul etmemektir. Yardımlaşma, dayanışma olmalı ama ülkeye, dağa dönmek bu tür durumlara verilecek en iyi cevaptır. Böyle olması için çağrı yapmak istiyorum.

AKP-MHP faşizmine dönük hem şehirlerde hem kırlarda ciddi eylemler var. Yine ciddi muhalefet söz konusu. Süleyman Soylu örneğinde görüldüğü gibi ciddi bir zorlanma yaşıyor AKP. Bütün bu gelişmeler neyin işareti?

Ben öncelikle bu süreçte özellikle dağda, şehirde, Kürdistan’da, Türkiye’de AKP-MHP faşizmine karşı devrimci eylemlerin hepsini kutluyor, selamlıyorum. Gerçek tutum onlardır. Ruhu onlar verdi. Özellikle HBDH milislerini, Ateşin Çocukları’nı, YPS savaşçılarını selamlıyorum. Doğru tutumu, en devrimci insani tutumu onlar gösteriyor. Heftanin’den Serhat’a Xakurkê’den Mardin’e kadar faşist soykırımcı güçlere en zor koşullarda darbe vuran gerilla güçlerimizi, kahramanlık çizgisinde Agitler’in, Zilanlar’ın çizgisinde yürüyen bu güçleri selamlıyorum. Büyük bir mücadele yürütülüyor, bunun görülmesi lazım. Doğru tutum budur, mücadelede en küçük duraksama göstermediler, AKP-MHP faşizminin koronavirüsten yararlanarak geliştirmeye çalıştıkları oyuna aldanmadılar. Bir saldırıydı, aldatıcı, yanıltıcı bir saldırıydı, ona kanmadan faşizme karşı mücadeleyi geliştirdiler. Daha çok da geliştirecekler. İnancımız odur. Geliştirmeleri gerekir. Diğeri bir oyundur. Şu bilinmeli; yani gerçekten Türkiye’deki ‘evde kal Türkiyem’ bir oyun. Kendisi evde kalmıyor. Evde kalanlar kim; 60 yaşının üstü, 20 yaşının altı. Okulları tatil etmişler. 20 yaş ile 60 yaş arasındaki işçileri gönderiyor işyerine, her türlü tehlikeye rağmen çalıştırıyor. Niye? Oradan kâr geliyor kendisine diye. Kâr üstüne kâr elde ediyor, vurgun üstüne vurgun yapıyor bu süreçte. Hiç durdurmuyor kâr elde etmeyi. Nasıl vurgunlar dönüyor, bilinmesi lazım.

Birileri ölüyor bu virüsle, ama herkes ölmüyor. Herkes için eşit bir virüs anlayışı en büyük saptırmadır. Kapitalist liberalizmin en büyük yalanıydı, birçok insan güya hümanizm şu bu sözü altında bu oyuna geldi. Bu bir oyun yani. Öyle bir şey yok. İşte Meclis’e gittiler, karar aldılar. On binlerce insanın idam kararını. Hiç de öyle evde durmuyorlar kendileri. ‘Evde kal Türkiye’yse Devlet Bahçeli ne geziyordu Meclis’te? Niye evinden çıktı, hem de hasta olduğu halde? Gitti oy kullandı orada, zindanlardaki devrimci-demokratik güçlerin, Kürtlerin, gençlerin, kadınların, siyasetçilerin katledilmesi, imhaya, idama, ölüme terk edilmesi için.

Bunu görelim, anlayalım. O bir oyun yani. Öyle bir durum yoktur. Kandırma olarak yapıyorlar, kendileri uymuyor. Hamaset edebiyatından vazgeçilmeli. Küçük burjuva liberalizmini aşmak lazım. BM bilmem demiş de ateşkes oluyormuş. Emperyalizm, faşizm ateşkes yapıyor mu? Saldırı üstüne saldırı yapıyor. ABD nasıl planlar içinde, Irak’ta, şurada burada… AKP-MHP ne tür saldırılar içinde; Libya’dan Suriye’ye, İdlib’e, Güney Kürdistan’a, Kuzey’e kadar… Aldanmamak lazım. Buna aldanmayan eylemciler oldu işte. Gerçekten onların ne kadar doğru anladıklarını görmek, kutlamak lazım. Doğru çizgi o. Faşizme karşı mücadele edilebilir, mutlaka da edilmeli. Bu mücadelenin sonucunda işte söz konusu durumlar yaşanıyor. Yani dediler ki AKP yönetemedi de krizi, hükümette kriz çıktı, Süleyman Soylu şeyi. Peki yönetememeyi sağlatan nedir? Krizin kendisi değil yani. Bir taraftan kriz içi çelişkilerse bir taraftan da böyle bir ortamda da faşizme karşı her türlü durumu göze alarak büyük cesaretle mücadele eden güçler bu krizi artırdılar, yönetim krizini ortaya çıkardılar. Gerçekten ne çıktı ortaya? AKP-MHP faşizmi çöküyor, çözülüyor. Krizi yönetemiyor değil, kendisi derin bir iç çelişki, kriz içinde. Bir defa bunu görmek lazım. Diğer yandan bir iç mücadeleye de işaret ediyor. Yani ona da vurgu yapmakta yarar var. Belli ki bu tür krizi iyi yönetemiyor diye birileri Süleyman Soylu grubunu eleştirmeye, zayıflatmaya yöneldi. Süleyman Soylu da bir hamle yaptı, Erdoğan’ın halefi olma hamlesini yaptı. Erdoğan’a karşı bir şeyi olmayabilir ama ondan sonrasının ne olacağı belli ki sorgulanıyor, onun mücadelesi yürütülüyor. Böyle kritik bir süreçte bu tarz hamle yapmayı göze aldığına göre Tayyip Erdoğan gidici görünüyor. Önemli bir sonuç o. Erdoğan gidici görünmese bu kadar risk üstlenmezdi çünkü kendi aleyhine de dönebilirdi bu. O riski üstlendiğine göre gidici görünüyor. Zayıf olmayayım ele geçireyim, diye düşündü. Çok önemli durum bu. Diğer taraftan AKP’den iki parti doğdu. Denildi ki AKP yeniden partileşiyor, yapılanıyor. Öyle olmadığı göründü. AKP kazanı fokur fokur kaynıyor, çatışmalar, çelişkiler var. AKP içinde gruplar var. Bu ona da bir işaret. MHP destekli bir toparlanmadır. İttifakla ayakta kaldı. Bu ittifakın sonunun geldiği görünüyor. AKP içindeki gruplar Tayyip sonrasını ele geçirmek için daha yoğun mücadele ediyorlar. Süleyman Soylu’nun girişimi böyle bir şeydi, ciddi bir durumdu, kendisini güçlendirdiği değerlendiriliyor. Ciddi bir tehlikedir. Süleyman Soylu’yu herkes bilmeli. Gerçekten de 1993 yılı Türkiye’de önemli şeylerin yaşandığı yıllardır. Özal’ı öldüren saldırı sadece ANAP’a, Özal çizgisine değildi, Demirel-DYP çizgisineydi. Demirel’i oradan alıp cumhurbaşkanlığına koydular, tam bir kuşatmaya aldılar, 7 yıl kendi istedikleri gibi militanca çalıştırdılar. DYP’yi de Demirel’den aldılar, Çiller-Ağar kontrgerilla çizgisi oldu. Kontgerilla hareketini geliştiren oldu. En son başkanı Süleyman Soylu’dur. Ayrı bir partinin şeyidir, Erdoğan’a ağır sözler söylemiş kişidir. Kontra şefidir. Ağar’ı da aşan, o çizgiyi uygulayan kişilik oluyor. Böyle ortamda her türlü yetkiyi kullandı, hem de istediği gibi kendini güçlendirmek için saldırı yapabiliyor. Bu kadar katliama imza attı. Normal bir yönetim değildir. Herkes bu tehlikeye karşı tedbir almalıdır.

Süreç hassas dedik. Kürtler için özellikle, hem var olan faşist saldırılar hem de virüsten dolayı birlik dayanışmadan bahsediliyor. Böyle dönemde Kandil’in Wertê alanı boğazına KDP’nin ağır silahlarla askeri yığınak yaptığı haberi geliyor. KCK de açıklama yaptı. Bunun arkasında ne var, TC bunun neresinde?

Evet, Kandil-Karok dağları arasındaki Wertê boğazına KDP’nin belli bir güç sevk ettiği, orada bir askeri üs kurmaya çalıştığı görülüyor. Bir süreden beri böyle bir şey oldu, iki haftadır yaşanan durum. Ona da gerekçe gösterilen, işte virüs nedeniyledir, hareketliliği önlemek için deniliyor ama hiçbir alakası yok. Sınır üzerinde bir alan değil, tamamen Güney Kürdistan’ın iç bir alanı. Kandil’in bir güvenlik noktası. KDP geçen yıl da aynı zamanda baharda TC ile birlikte, TC’nin zorlamasıyla Bradost alanında, Xinere’ye dönük böyle yeni üsler kurma adımları atmak istedi. Biz o zaman uyardık. Bu tehlikelidir savaş gerekçesidir, dedik. Ciddi, net tutum koyduk. Gerçekten de olurdu. Uygulamadılar. Bir yıldır öyle çatışmalı bir durum gelişmedi. Aslında bir anlamda sağduyu hakim oldu, denilebilir. Şimdi Wertê’ye dönük şey, onun bir benzeri, devamıdır. Aynı tehlikedir. ABD ve TC’den alınan güçle, destekle aslında TC’nin Bradost alanında yürüttüğü saldırıyı Kandil tarafından desteklemek üzere yöneltilen askeri hareket oluyor. Bunun başka türlü anlaşılması mümkün değil. Kandil’in güvenliğini ortadan kaldırıyor. Bu bakımdan yönetimimiz de açıkladı, geçen baharda Bradost için söylediğimiz şey Wertê için de geçerlidir. Bu bir savaş gerekçesidir, kesinlikle kabul edilemez. ABD, TC istiyor, KDP de uyguluyor. ABD ve TC’nin desteğiyle PKK’ye saldırmanın ne Kürtlükle ne özgürlükçülükle ne Kürt devleti kurmakla herhangi bir alakası yoktur. Bu düpedüz ABD ve TC’den alınan destekle Kürt iç çatışmasını geliştirmektir. Onların isteği doğrultusunda Kürt özgürlük mücadelesi yürüten gerillaya, PKK’ye karşı düşman safında savaş açmaktır. Başka hiçbir izahı yok, bunu herkes böyle bilmeli. Dolayısıyla da yani bir savaş durumu ortaya çıkıyor, sorumlusu biz değiliz. Umuyoruz, bundan vazgeçilir Bradost’ta yapıldığı gibi, yoksa başka biçimde bu durumun kabul görmesi mümkün değil. Kaldı ki KDP’nin bu alan için hiçbir şeyi yok. O alan 20 yıl önce 2000 savaşında gerillanın elinde kaldı. KDP’nin elinde bir alan değildi, YNK’nindi daha öncesinde. PKK ile YNK ilişkileri çerçevesinde, YNK’nin bazı işlerini orada yapması için küçük bir YNK’li peşmerge biriminin orada kalmasına PKK izin de verdi yıllardır. Boğazda YNK’nin peşmergeleri vardı. KDP neden geldi, neden YNK peşmergeleri onların askeri gücünün gelmesini engellemedi, o da anlaşılır bir durum değil. Acaba danışıklı dövüş mü? YNK de bu işin içinde mi? Açıklanmalı, açığa çıkmalı. PKK 20 yıl önce gerillanın denetiminde kalmış olsa da katı davranmadı. KDP’nin de YNK’nin de hareketine, halkın kullanımına açtı. Hatta YNK’lilerin küçük peşmerge birimi bulundurmasına da izin verdi. Buna rağmen böyle bir oldubittiye getirmek provokasyondur, ABD-TC yönlendirmesidir. Kürt iç çatışmasını teşvike dönüktür. PKK’ye dönük imha ve planlı tasfiye saldırısının parçası haline gelmektir. Bunu PKK kabul etmez, buna karşı savaşır, her şeyi de göze alır, herkes bilsin. Tüm Kürt yurtseverleri, aydınları, Güney Kürdistan halkı görmeli, suç PKK’de değildir, PKK’ye dönük bir saldırı yapılmıştır. Boş yere gelinmemiştir. Orası PKK denetiminde bir alan. KDP ile hiç alakası yok. Böyle bir yere askeri harekât başlatılmıştır. PKK’nin en temel bir güvenlik alanını ele geçirmek için PKK’ye yöneltilmiş bir saldırı yani. Buna karşı kendini savunur. Savunduğu zaman hiç kimse sorumluluğu PKK’de görmemeli. Biz inanıyoruz, umut ediyoruz ki toplum duyarlılık sağlar, KDP’de de geçen yıl gösterilen sağduyu bu yıl da gösterilir. Böyle olursa iyidir. Ama gösterilmezse kabahat ve suç bizden gitmiştir.

Son olarak 1 Mayıs yaklaşıyor. Belki şimdiden söylemek istedikleriniz vardır. Bu mücadele ve direniş günü nasıl karşılanmalı?

Öncelikle tüm işçi ve emekçilerin, kadınların, gençlerin, halkımızın, ezilen tüm halkların 1 Mayıs’ını şimdiden kutluyorum. İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak tanımlanıyor. Bir bilinçlenme, örgütlenme, eylem günü oluyor. Bu anlamına uygun olarak bütün dünyada yaşanacağına inanıyorum. Özellikle Türkiye’de Kürdistan’da işçi ve emekçiler, tüm kadınlar, gençler, ezilen insanlarımızın 1 Mayıs ruhunu, bilincini kuşanarak birlik, dayanışma, mücadele anlamına uygun şekilde 1 Mayıs’ı yaşayacağına inanıyorum.

Başta 1977 1 Mayıs’ının Taksim şehitleri olmak üzere ve onların şahsında tüm 1 Mayıs şehitlerimizi de saygı, minnetle anıyorum. Büyük mücadele günüdür. Sosyalist hareketin, işçi-emekçi kesimlerin, tüm ezilenlerin kurtuluş mücadelelerinin önemli günüdür. Şehitleri anıyor, amaçlarını başarma sözümüzü yineliyorum. Bu 1 Mayıs’ın o şehitlerin anısına uygun yaşanacağına inanıyorum. Şimdiden böyle bir sürece de girildi. Sendikalar programlar yapıyor, çeşitli örgütler ve partiler 1 Mayıs kutlamalarının hazırlık süreçlerini başlattılar. Şunu eklemek isterim: Mart ayında bu koronavirüs nedeniyle Newroz, Kahramanlık Haftasını çok etkili kutlayamadık. Gerçekten de bunlara yönelik saldırı gibi oldu koronavirüs. Kürt kahramanlığına, Newroz kahramanlığına, özgürlük bilincine, kardeşliğine yöneltilmiş bir saldırı gibi yaşandı. O zaman da birçok kesim 1 Mayıs’ta bunu telafi edeceğiz, dedi. Newroz kutlamalarını, Kahramanlık Haftasını, 4 Nisan kutlamalarını 1 Mayıs’ı etkili kutlayarak değerlendireceğiz, dediler. İptal edilirken tümden iptal edilmedi, ertelendi. Eskisi gibi olmayabilir, tehdit var, saldırı var ama yeni yöntemlerle, çok örgütlü, yaratıcı olabilir. Koronavirüs saldırganlığını da ortaya çıkaran faşist kapitalist siyasete, sisteme en ağır darbeyi vuracak, onları geriletecek tutumun 1 Mayıs’ta Türkiye’de, Kürdistan’da, dünyanın her yerinde ortaya çıkarılacağına inanıyorum. Böyle olması için çağrı da yapıyorum. Önder Apo başta olmak üzere tüm yoldaşların, devrimci-sosyalist güçlerin, işçi ve emekçilerin, tüm ezilenlerin 1 Mayıs’ını kutluyorum.

kaynak: Anf

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir