Ok: Halkımızın kaderi ile oynamamalıyız

İşgal saldırılarına karşı Kürtlerin bu dönemde birlik olması gerektiğine dikkat çeken Ok, “Zinî Wertê’deki durum olumlu bir şekilde çözülmeli. Halkımızın kaderi ile oynamamalıyız. Peşmerge güçleri eski yerine çekilirse sorun da çözülür” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Stêrk TV’de yayınlanan Rojeva Welat programına konuştu. Gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunan Ok, Kürt ulusal birliğin aciliyetine dikkat çekti. Birlik olunmadığı taktirde Kürdistan’ın hiçbir parçasının rahat olamayacağını vurgulayan Ok, “Halkımız siyasetçilere, ben Kürtlerin örgütüyüm diyenlere, hatta öncülük yapanlara neden birlik olmadıklarını sormalıdır. Başur, Bakur, Rojava ve Rojhilat neresi olursa olsun halk miting yapmalı, yürüyüş düzenlemeli. Tek slogan, tek yazı olmalı birlik olun. Ulusal birliğinizi kurun. Toplum siyasetçilere bu baskıyı uygulamalı.

Rojava’da Kürtlerin birlik olması için bir çaba var. Bu çok iyi ama diğer taraftan da üzücü. Çünkü insanın inancı kırılıyor. Zinî Wertê’de yaşanan durum ortada. Eğer iki güç olan PKK ve KDP arasında bir savaş çıkarsa ne olacak? Ki biz bunu asla istemiyoruz, her zaman olmaması için de çağrılarda bulunuyoruz herkes eski yerlerine çekilsin bu sorun da çözülsün” dedi.

AKP-MHP faşizmi Kürt halkına karşı geniş kapsamlı bir savaş başlatmış durumda. 15 Mayıs’ta HDP’li 5 belediye gasp edildi, yine birkaç gün önce 12 Kürt siyasetçi ve aktivist tutuklandı. AKP-MHP iktidarı korku ve zulüm ile amacına ulaşabilecek mi?

Öncelikle tüm İslam aleminin Ramazan Bayramı’nı kutluyorum. Tarihte hiçbir diktatör kalıcı olmamıştır. Hiçbir zulüm ve baskı da halkların haklarını almasına engel olamaz. Diktatörlük her zaman değişim yaşamıştır. AKP de her zaman iktidar olamayacak. Şu an iktidarını devam ettirmek için direniyor. Bundan önce de bütün diktatörler propaganda ve agrümanlar ile toplumu manipüle etmek ve kandırmak istiyorlardı. AKP bu konuda marifetliydi. Yalan, manipülasyon, boş umutlarla her zaman kendini iyi gösteriyordu. Bu siyaseti güzel yürüttü. Hatta sonuç da aldı. Ama iktidarları sürecinde faşizmi ve vahşi yüzleri ortaya çıktı.

AKP’nin avantajı muhalefetin olmamasıydı. Sayıları da Anayasayı değiştirmeye yetiyordu. Bu yüzden kendilerince gerekli gördüğü şeyleri yapıyorlardı. AKP-MHP faşizmi ve diktatörlüğü de diğerleri gibi kalıcı olmayacaktır. 18 yıldır iktidarlar. Bir yere kadar yalanlarla iktidarlarını sürdürebilirler ama daha sonra verilen umutların boş olduğu, yalanları ortaya çıkınca ve toplum gerçek yüzlerini görünce yavaş yavaş tepkilerini de gösteriyor. AKP de yalan ve boş vaatlerle bir yere kadar iyi götürdü zaten muhalefet de AKP için en büyük avantajdı.

AKP’nin bugünkü haline baktığımızda, ekonomileri iflas etmiş durumda. Dolar her gün yükseliyor ama Türk lirası düşüyor. Binlerce şirket ve fabrika iflas etti. Milyonlarca insan işsiz kaldı, toplumun yaşam standartı düştü. İnsanlar geleceğini göremiyor, kaos yaşanıyor. Siyasi olarak da öyle. AKP ilk çıkışında, türban, İslam vb. şeyleri dile getiriyordu, hatta demokrasi getireceğiz, Kürt sorununu çözeceğiz vaatlerinde bulunuyorlardı. Bunlar tek tek boşa çıktı. Türkiye demokrasisi bugün gözler önünde.

AKP-MHP FAŞİZMİNİ ELEŞTİRENLERİN SONU YA ZİNDAN YA SÜRGÜN OLUYOR

Yandaşları dışında AKP-MHP faşizmine maruz kalmamış kimse yok. Aydınlar, yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, siyasetçiler kim olursa olsun eğer eleştiri yapıyorlarsa, tepkilerini ortaya koyuyorlarsa, sonları ya zindan ya sürgün ya da başka bir şeydir. Demokrasi adı altında her şeyi yok ettiler. Diktatörlük sistemini oluşturdular. Kürt halkına karşı yapmadıkları ahlaksızlık, katliam kalmadı. Kürt halkına uygulanan hukuk işgal hukuku bile değil. Türkiye’de geçmişten beri Kürtler de bu ülkenin vatandaşları, onlar da okuyup hak sahibi oluyorlar deniliyor. Peki ne adına oluyorlar?

Türk devleti bu şekilde Kürt halkını asimile ediyordu. Kürt halkı bunu erken fark etmedi. Yani toprak kimlik, ülke Kürt halkının kafasında yoktu. PKK, Kürt halkına bunu anlatmak istedi. Yani siz bir toplumsunuz, halksınız, kimliğiniz var, siz Kürtsünüz dedi. Böyle başladı. İşgalci Türk devletinin dünyada başka bir örneği yok. Toplum daha sonra kendi gerçekliğin farkına vardı ve ayaklandı. AKP Kürt halkına karşı katliam ve zulmü arttırdıktan sonra Kürtler de en büyük ve en vahşi Kürt düşmanlarından birinin AKP ve Erdoğan olduğunun farkına vardı. Bugün Kürtlerin iktidardan hiçbir beklentisi yok. AKP yalanla, propaganda ile, din ile neredeyse en büyük gücünü Kürdistan’dan alıyordu. Ama bugün bu güç AKP’nin elinden gitti. Türkiye’de de durum aynı. İşçiler, hatta iş verenler dahi iktidara tepkililer.

Yalanla dolanla bir yere kadar gelebildiler. Şimdi de baskı, zulüm ve diktatörlükle iktidarını sürdürüyor. O da bir yere kadardır. Örneğin açıklanan anketlerde yarın seçim olursa AKP iktidardan düşüyor. Aslında AKP faşizmi çok daha önceleri sona erebilirdi ama muhalefet örgütlenmede, daha radikal bir siyaset izlemekte geç kaldığı için AKP bugünlere kadar geldi. AKP herkesin bildiği gibi son yerel seçimlerde kaybetti. Resmen zorla iktidarını sürdürüyor. Toplumuna karşı faşizm yürütüyor, Kürt halkına karşı vahşi bir düşmanlık besliyor, Kürtlerin kanını içmek istiyor. Tüm Ortadoğu halklarına ve insanlığa düşmanlık ediyor. Erdoğan’ın ipleri Trump ve Putin’in elinde oradan oraya sürüklüyorlar.

AKP faşizmi özellikle mezarlıklara ve cenazelere karşı vahşi saldırılar geliştiriyor. Bunun nedeni nedir ve kaynağını nereden alıyor?

Diktatörlük, faşizm böyle bir şeydir. Tabi bunun ölçüsü neden yoktur diyebiliriz. Bu durum aslında faşizmin sonunu gösteriyor. Eğer kendilerine inanıyorlarsa, güçlülerse, böyle şeyler yapma ihtiyacı duymazlardı. Sonlarının geldiğini gördüklerinde böyle bir vahşet dışında yapacakları bir şey olmadığı için bu insanlık dışı saldırıları geliştiriyorlar. Bu durum AKP-MHP faşizminin güçsüzlüğünü gösteriyor. Sadece zulüm ve zorbalıkla ayakta duracak hale gelmişler. Dünyada böyle bir örneği var mı bilemiyoruz.

Daha önce Kürtler için ‘en iyi Kürt ölü Kürt’ diyorlardı. Şimdi ölen Kürdü bile kabul etmiyorlar. Hangi dinde, ahlakta mezarlıktan cenaze çıkarmak var? Artık herkes Erdoğan’ın zulmüne şahit olmuş durumda. Kürtlere, ‘Ölülerinizi bile kabul etmiyorum, mezarlarınızla bile oynarım’ mesajı veriyor. Kürt halkının bunu görmesi lazım. Görüyorlar da AKP’den yana bir umutları yok. Heval Agit mesela Kürt bir genç yaşamını yitirdi. Cenazesi uzun süre morglarında kaldı. Cenazesini parçalayarak kargo ile ailesine gönderdiler. Bu nasıl bir vahşettir, gözlerini nasıl bu kadar karartmışlar. AKP’nin yaptığı vahşet bu aşamaya gelmiş durumda.

Birkaç gün önce siyasetçi ve aktivist Kürt kadınlarını zindan attı. Bu insanlar legal olarak siyaset yapan, kadın hakları ve özgürlüğü için mücadele eden silahsız insanlardı bunu bile kabul etmiyorlar. Özgür kadının ve özgür Kürdün hiçbir şeye sahip olmasını istemiyorlar. Bu durum siyah-beyaz gibi gözler önündedir. AKP iktidarını kaybetme korkusu ile her şeyi yapıyor.

AKP’NİN VAHŞETİNE KARŞI DAHA RADİKAL BİR DURUŞ SERGİLENMELİ

Geçtiğimiz günlerde Grup Yorum üyesi bir sanatçı ölüm orucunda şehit düştü. Neden? O sanatçı ve devrimci topluma, ‘bu zulme karşı bu kadar sessiz olmayın, tutum sahibi olun’ mesajı verdi. Grup Yorum üyesi sanatçı AKP’ye ‘senin iktidarını reddediyorum’ dedi. Çok onurlu bir duruştu. Hala da 2 avukat ölüm orucunda. Bu insanlar avukat, diğerleri sanatçılardı. Sanatçılar konser vermek, avukatlar da hukuki haklarını kullanmak istiyorlar. Ama AKP bunları bile kabul etmiyor. Geminin birazcık dahi su almasını istemiyorlar. O kadar büyük bir korku yaşıyorlar. Korkuları ne kadar büyük olursa, vahşetleri de o kadar büyük oluyor. Toplum da bunu görüyor.

Türk devletinin tarihinde birçok katliam, ölüm, işkence yaşanmıştır. Askeri ve bürokrasi üzerine kurulmuş bir Cumhuriyet. Ama hiçbir zaman bu kadar açık bir şekilde böyle bir vahşet olmamıştır. Bu zulme karşı propaganda eksik yapılıyor. Mesela heval Agit’in cenazesini kargo ile annesine yolluyorlar, bu arada annesine de saygılarımı sunuyorum, mezarlıklara saldırıyorlar, mesela toplum, Türk, Kürt fark etmez bir duruş sergilemeli. Sessiz kalmamalı, daha radikal bir tavır almalı. Bunun için örgütlü olmaya, bir yerden talimat almaya gerek yok. İnsani bir şeydir bu. Toplum tepkisini göstermeli, ayağa kalkmalıdır.

İMRALI TECRİDİ DEVAM ETTİKÇE AKP FAŞİZMİ DE SÜRECEKTİR

AKP Kürt halkına karşı düşmanlıkta hiçbir sınır tanımıyor. Önder Apo üzerinde yıllardır bir tecrit ve özel savaş uygulanıyor. Buna karşı bir direniş de var. Önder Apo’ya yönelik, zulüm, tecrit, izolasyon devam ettiği sürece faşizm, katliam dışında bir şey olmayacaktır. Böyle de gidiyor zaten. Türkiye ve Kürt toplumuna, aydınlara, devrimcilere, sanatçılara, kadınlara yönelik vahşi saldırılar temelini İmralı’dan alıyor.

İmralı’da bir gelişme olduğunda, Önder Apo’ya yaklaşımlarında bir yumuşama olduğunda bunun etkileri toplumda da görünecektir. Ama önder Apo’ya yaklaşımları değişmediği sürece daha çetin bir savaşın gelişeceğini, AKP-MHP faşizminin katliam ve zulüm dışında bir şey yapmayacağını bilmeliyiz. Buna karşı, toplum, kadınlar ve gençler de daha güçlü bir şekilde mücadele etmeli. AKP’nin yenileceğine, yok olacağına inanın.

Son dönemlerde Başur’da ve Bakur’da gerillanın başarılı hamleleri gelişiyor, yine devrimcilerin her gün Türk metropollerinde başarı eylemleri oluyor, toplum da daha güçlü ve örgütlü bir rol oynarsa AKP yok olacaktır. AKP açık bir şekilde diktatörlükle ayakta duruyor.

Türkiye’de son süreçlerde darbe ve erken seçim tartışmaları yürütülüyor. Bu tartışmalar ne amaçla yapılıyor ve bunun sebepleri nelerdir?

Bana göre AKP bir gündem belirliyor, diğerleri de o gündemin etrafında dönüyor. Ekonomik krizi, yaşana kaosu ve faşizmini biraz unutturmak istiyor. Türkiye’de darbeye ne gerek var. AKP zaten iktidar. Önder Apo daha önce, “Erdoğan Ergenekon’a muhtaçtır, Ergenekon karşısında iradesizdir. Ergenekon da AKP-MHP faşizmini kendileri için yeterince kullandılar.” Çıkarları aynı, ikisi de darbeci. Bunun dışında daha faşist bir darbe yok zaten. Yani parlamentodan geçirmeyecekleri hiçbir karar yok, Erdoğan’ın elinde istediği zaman kullanacağı haklar var, hiç bir engelleri yok. Diktatörlük budur işte.

Bu yüzden darbe tartışmaları bana göre sahte bir gündemdir. Seçim de öyle. Erdoğan toplumun kendisine inancı kalmadığını, oylarını gün geçtikçe düştüğünü biliyor, Erdoğan ve Bahçeli ahmak değil böyle bir durumda seçime gitsinler. MHP’nin de oyları düşüyor. Halk baskı altında olduğu için hala gerçek düşüncelerini söyleyemiyor bile. Bu yüzden AKP ve MHP’nin durumu daha da kötü. Ancak toplum ayaklanırsa, ya da mecliste AKP grubundan 30-50 kişi ayrılırsa, DEVA, Gelecek Partisi’ne giderse, sayıları azalırsa belki çaresiz kalıp seçime giderler. Ama Erdoğan kendi isteği ile seçime gitmez. İktidarını kaybedeceğini bilir.

Gezi’nin 7. yılındayız. Toplum üzerinde geliştirilen faşizme karşı bugün Gezi’deki gibi demokratik bir cepheye daha fazla ihtiyaç duyulmuyor mu?

Gezi 2013 yılında ağaç kesilmesine karşı bir tepki olarak ortaya çıktı. Toplum her yerin betonlaşmasını istemiyoruz diyerek alanlara çıktı. Faşist iktidara karşı Gezi örgütlü olmamasına rağmen toplumun örgütlenmesi gerektiğini ortaya çıkardı. Sosyalistler, devrimciler, liberaller, öğrenciler, gençler, kadınlar, doğa seveler, antikapitalistler kim derseniz herkes bir araya geldi. Gezi’deki mücadelenin içeriği demokrasiydi. Orada bulunan insanların hepsi demokrasi çerçevesinde bir araya geldiler.

Antikapitalistler liberalleri, liberaller dindarları, dindarları öğrencileri kabul etti. Tek bir sebepleri vardı, diktatörlüğe karşı demokratik iradenin ortaya çıkmasıydı. Gezi gündemi biranda sarstı. Erdoğan korktu tabi. Gezi bir ruhtur. Demokratik bir isyandı, faşizme ve diktatörlüğe karşı bir ayaklanmaydı. Etkili bir duruş ortaya çıktı. Erdoğan bundan korktuğu için her şeyi göze aldı. Onlarca insanı katletti, yaktı. Eğer Gezi’nin önünü alamazsa iktidarı elden gidecekti. Bütün riskleri göze alıp Gezi’yi yasakladı.

GEZİ RUHUNDAN GÜÇ ALINMALIDIR

Bugün birçok siyasetçiyi zindana attı. Osman Kavala mesela. Gezi’de insanlara yardımcı olduğunu iddia ediyorlar. Sadece bu sebepten dolayı hala zindanda. Birçok siyasetçi, aydın, yazar diktatörlüğe karşı duruş sergileyen herkesi tutukladılar. Gezi direniş ruhu Türkiye demokrasi tarihinde önemli bir adımdır. Gezi ruhundan her zaman güç alınmalıdır. Bugün Gezi döneminden daha çok bir direniş ruhunun ortaya çıkmasına ihtiyaç var. Şu an AKP faşizminden etkilenmeyen kimse yok. Bu insanların güçlerini birleştirip Gezi gibi bir ruh ortaya çıkarmaları gerekir. Bu yüzden faşizme karşı geçmişten daha radikal bir ruh ortaya çıkmalıdır.

AKP farklı bir sesin çıkmasını istemiyor. CHP’yi bile PKK ile ilişkilendiriyor. Oysaki CHP tüm önemli kararlarda iktidara destek veriyor. Örneğin Başur, Rojava saldırılarında hep AKP’yi desteklemiştir. Ama istiyor ki hiç kimsesin sesi çıkmasın. Bu şekilde sonuç da alıyorlar. Mesela CHP cesur ve iradeli bir şekilde sen ne dersen de sen diktatörsün, sana karşı mücadele edeceğim, muhalefete öncülük edeceğim demiyor.

Bu yüzden CHP’den çok kitlesi, tabanı demokrasiye açıktır, ama üst mevkidekiler öyle değil. Eğer tabanla bir olurlarsa Erdoğan’ın şansı kalmaz. DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve faşizme karşı demokrasiyi geliştirmek isteyen partiler var. Burada HDP’ye de rol düşüyor. HDP daha radikal bir mücadele için hazırdır, HDP bedel ödemiştir, demokrasi ve özgürlük için rol oynayacağına dair rüştünü ispatlamış bir partidir. HDP tabi ki üzerine düşen rolü daha iyi yerine getirirse elbette daha güzel olacaktır.

İngiltere ile Fransa arasında 16 Mayıs 1916’da Sykes-Picot Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmada Kürtlerin ülkesi de 4 devlet arasında parçalandı. O dönem Ortadoğu dizayn edildi. Bugün yine Ortadoğu dizayn ediliyor. Kürt halkının bir kez daha kurban edilmemesi için ne yapması gerekiyor?

Sykes-Picot Antlaşması üzerinden 100 yıl geçti. Fransa ve İngiltere Ortadoğu’nun 100 yıllık geleceğini belirledi. Harita üzerinden cetvelle ülkeleri böldüler, 20 devlet kurdular. Hepsini de kendilerine bağladılar. Kürt halkının payına da 4 parçaya bölünmek ve işgalciler tarafından yönetilmek düştü. Sykes-Picot Kürtlere bunu verdi. Britanya ve Fransa çok güçlüydü o dönem. Osmanlı gemisinin su aldığını, imparatorluklarını sürdüremeyeceklerini gördüler. Aslında Osmanlılara sen artık yönetemezsin diyerek baskı yaptılar. İnisiyatifi ele aldılar. 16 Mayıs 1916’da Sykes-Picot Antlaşması’nı yaptılar.

Başta Kürt halkı olmak üzere, Arap toplumu da bunu acısını çekiyor. Evet 20 Arap devleti kurdular ama her birini diğerine düşman ettiler. Her birinden faydalandılar. Hepsini iradesiz bırakıp, yönettiler. Arap toplumu için de hayırlı bir antlaşma olmadı. Yani Sykes-Picot Antlaşması Ortadoğu’yu 100 yıl hasta etti ve yaralı bıraktı. Ortadoğu toplumunda kan akmasına sebep oldu. Kürt halkı için de yok dediler.

ORTADOĞU TOPLUM 100 YIL ÖNCE KURULAN SİSTEMDEN RAHATSIZ

Avrupa’da yapılan Versailles Antlaşması da var. Önder Apo o antlaşma için, “Avrupa arasında imzalanan barış antlaşmasıdır. Ama bu antlaşma barışın sonunu getirmiştir. 2. Dünya savaşının başlamasına sebep olmuştur” dedi. Sykes-Picot Antlaşması Ortadoğu’da 100 yıl direndi. Ama artık toplum böyle gitmesine müsaade edemez. Hegemonik güçler de artık eskisi gibi iktidarlarını sürdüremezler. Ortadoğu’da birçok gelişme var. Türkiye Sevr Antlaşması’nın önünü aldık diyor ama Sevr de Kürtler için çözüm değildi. Kürt halkı açısından da Sykes-Picot Antlaşması’nın sonu geldi.

Şu an Ortadoğu’da yaşanan sorunların neler olduğuna dair araştırmalar var. Ortadoğu’daki tüm toplumlar iktidarlarından memnun değil. İktidarlarının diktatör ve oligarşik olduğunu görüyorlar. Özgür, demokratik bir yaşamları yok. İktidarlarının kapitalist moderniteye bağlı olduklarını da biliyorlar. Rüşvet, hırsızlık ve her türlü kötülük topluma karşı yapılıyor. Lübnan, Irak, İran göz önündedir. Ortadoğu’nun tamamı öyledir. Halk 100 önce kurulan sistemden rahatsız ve buna karşı mücadele ediyor.

Ortadoğu toplumunda en büyük sorun öncülük sorunudur. Toplum sürekli bir öncü arıyor. Toplum daha özgür, daha onurlu bir toplum istemiyor değil, istiyor. Bunun için mücadele de ediyor ama tam örgütlü değil. Bu noktada Rojava Devrimi’nden etkili oldu. Rojava Devrimi tüm dünyayı etkiledi. Arap toplumunun da gözleri açıldı. Bütün inançların halkların bir arada yaşamasının mümkün olduğunu gördüler. Üstelik iktidarsız. Önder Apo’nun demokratik ulus paradigması ve hareketimizin 40-50 yıllık aralıksız mücadelesinin etkisi çok fazladır. Bu yüzden Sykes-Picot Antlaşması miadını doldurdu.

Bu süreçte Kürtlerin yine kurban olmamak ve kazanımlarını kalıcılaştırmak için ulusal birliğini inşa etmeleri gerekmiyor mu?

Çok doğru. Örneğin Sykes-Picot döneminde Kürtlerin durumu neydi? Kürtler vardı ama iradesizlerdi, örgütlü değillerdi. Örgütlü olanlar da ya kabul edilmedi ya da güçleri bir şeyleri değiştirmeye yetmedi. Eğer Kürtler iradeli olsaydı, birlik olsaydı, Kürt halkının kaderi böyle olmayacaktı. 100 yıldan fazla o acıyı çekmezlerdi. Bugün yine tarihi bir fırsat var. Nereye bakarsak ‘Ey Kürtler birlik olun, tarihi bir fırsatınız var’ deniliyor. Kürtlerin gelecekleri için tarihten önemli bir ders çıkarmaları lazım. Bu da Kürtlerin birliğini gerekli kılıyor.

Herkesin bir başına hareket etmesi iyi değil. Örneğin Bakur bir tarafta, Rojhilat bir tarafta, Başur bir tarafta ve Rojava bir tarafta, Ortadoğu’da 50 milyon Kürt ama her biri ayrı hareket ederse bir şey elde edemez. Kimse ben bu parçayı özgürleştirdim bu kalıcıdır diye kendini kandırmasın. Durum öyle değil. Bu Başur için de Rojava için de geçerli değildir. Tüm parçalardaki kazanımların kalıcı olması için tek bir şey var o da ulusal birliktir. Kürt ulusunun birliğidir. Çok iyi bilmeliyiz ki Kürt halkının birliği kurulmadan hiçbir parça rahat olamaz, her zaman baskı ve tehlike olacaktır.

Bu yüzden halkımız siyasetçilere, ben Kürtlerin örgütüyüm diyenlere, hatta öncülük yapanlara neden birlik olmadıklarını sormalıdır. Geçtiğimiz günlerde Kürt sanatçılar, aydınlar ulusal birlik için çağrıda bulundu. Başur, Bakur, Rojava ve Rojhilat neresi olursa olsun halk miting yapmalı, yürüyüş düzenlemeli. Tek slogan, tek yazı olmalı birlik olun. Ulusal birliğinizi kurun. Toplum siyasetçilere bu baskıyı uygulamalı. Bu önemlidir. Siyasetçiler de kişisel çıkarlarını değil halkın çıkarlarını esas almalı.

KÜRTLER ARASINDAKİ SAVAŞTA ISRAR ETMEK KİMSEYE BİR ŞEY KAZANDIRMAZ

Rojava’da Kürtlerin birlik olması için bir çaba var. Bu çok iyi ama diğer taraftan da üzücü. Çünkü insanın inancı kırılıyor. Zinî Wertê’de yaşanan durum ortada. Eğer iki güç olan PKK ve KDP arasında bir savaş çıkarsa ne olacak? Ki biz bunu asla istemiyoruz, her zaman olmaması için de çağrılarda bulunuyoruz herkes eski yerlerine çekilsin bu sorun da çözülsün. Diğer parçalardaki Kürtler de bu durumdan memnun olacaktır. Yani halkımızın kaderi ile oynamamalıyız. Mesela Zinî Wertê olumlu bir şekilde çözülürse, esasında sorun da yok. Peşmerge güçleri eski yerlerine çekilirse sorun da çözülür.

Halk günlerdir ayakta, talepleri var. Bunun görülmesi lazım. Savaş ve sorunlarda ısrarlı olmak kimseye bir şey kazandırmaz. Sadece Kürt halkına kaybettirir. Türk devleti de örneğin her gün Bradost’u bombalıyor, Kürdistan’ın tüm dağlarını bombalıyor. Geçen gün Amerikalıların bir raporu ortaya çıktı. Onlar bile Başur’a yönelik hava saldırılarının yüzde 80’inin sivillere yönelik olduğunu itiraf ettiler. Siviller hayatını kaybediyor. Bu neden görülmüyor. Başur yönetimi PKK’yi kabul etmiyor, reddediyor. Bunun dışında hiçbir sorunumuz yok. Makul ve demokratik eleştiriler olması farklı bir durumdur. Ama biz iktidarınızı reddediyor, kabul etmiyoruz demiyoruz. Fakat biz de bu halkın ve bu toprağın örgütüyüz.

Zamanında KDP de İran’a, Moskova’ya gitmek zorunda kalmadı mı? Tarihleri böyledir kabul etmeleri lazım. PKK çaresizlikten değil nerede Kürt halkına karşı zulüm ve vahşet varsa oraya gidiyor. Her yerde direnmeliyiz. İşgalcilerin gücü kırıldığı zaman Başur yönetimi daha rahat bir nefes alacaktır. PKK’nin zayıflaması ve işgalcilerin güçlenmesi ile olmaz bu göz önündedir. Bu durumda herkes sorumluluk ve görev almalı. Yani bu tarihi süreçte Kürt halkının birliği kurulmalı. Halkın talepleri yerine getirilmelidir.

Bugün Ortadoğu’da Suriye’de, Libya’da, Mısır’da, Yemen’de savaş ve karışıklık var. Bu durum halkların iradesinin ortaya çıkmasını nasıl etkiliyor?

Toplum örgütlü olmazsa, iradesini ilerletmez ise, yaşanan boşluğu tabi ki iktidarlar dolduracaktır. Mesela Türk devleti Kürt halkına karşı, Libya’da, Yemen’de insan olarak sıfır maliyette bir savaş yürütüyor. Savaşı birlikte yürüttükleri kimdir? Çetelerdir. Araplar. Eğer Arap toplumu demokrasi sorunlarını çözerse, örgütlenirse, o toplumdan çete çıkmaz. Türk devleti veya Ortadoğu’daki ulus devletler çıkarları için kimseyi bu kadar rahat kullanamazlar. Ama Türk devletinin İdlib’den Rojava’ya kadar sürdürdüğü işgal harekatında çoğunluk olarak Arap, Arapa saldırıyor, kanını döküyor. Yetmiyor Libya’ya gönderiyorlar. Hiçbir ahlakları, vicdanları yok. Sadece kendi çıkarlarını esas alıyorlar. Toplumla bu şekilde oynuyorlar.

Bu yürütülen savaşta halk için hayırlı bir şey yok. Mesela 1. ve 2. dünya savaşında on milyonlarca insan yaşamını yitirdi. Halk bu durumdan nasıl bir fayda sağladı? O savaşlar halk için değildi. Ortadoğu da demokrasiye kavuşmadığı sürece sorunlar devam edecektir. Ortadoğu ve Ortadoğu halklarının sorunu özgür ve demokratik olmayan bir yaşamdır. Çözüm Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde. Ortadoğu’daki ulus devletler, ya da kapitalist modernite, demokrasi getirmez. Çıkarları neyi gerektiriyorsa onu yapacaklardır. Ama toplum mücadelesi ile bunu gerçekleştirebilir. Örneğin Kuzey-Doğu Suriye’deki yönetim sistemi tüm Suriye’de etkili olursa ülke demokratikleşir. Bunun için de mücadele edildi. Kürt, Hristiyan, Arap ve diğer halkların durum böyleydi.

Birkaç gün sonra 1 Haziran Hamlesi’nin yıl dönümü. 1 Haziran Hamlesi Kürt halkının tarihinde önemli bir yere sahip. Bugün Kürt halkı yine faşizmle yüz yüzedir. Buna karşı nasıl bir hamle geliştirilmelidir?

1 Haziran Hamlesi’nin tarihimizde önemli bir yeri var. Neden? Uluslararası komplonun ardından parti ve hareket olarak içimizdeki sorunlarla daha çok meşguldük. Önder Apo bir değişim yaratmak istiyordu. Gücümüz o dönem Bakur dışına çekilmişti. Kapitalist modernite ve hegemonik güçler hareketimizle oynamak istediler. Sahte bir gündem yaratmak istediler. Doğrusu biz de oyalandık. İnançsız, sadakatsiz olanlar, tasfiyeciler arasında sorunlar yaşandı.

Diğer taraftan Türk devleti ve AKP faşizme hiç karışmıyordu. Diyordu örgüt nasılsa kendi arasında yeterince sorun yaşıyor. O süreç iyi bir süreç değildi. Hareketimizin tarihinde tüm sorunların, çözümü mücadele ile gerçekleşiyor. 1 Haziran Hamlesi de sürece müdahaledir. Aramızdaki sorunlar da işgalcilere karşı mücadeleyi yükselterek çözülürdü. Bu yüzden 1 Haziran Hamlesi çok önemli ve anlamlıdır. O sürece cevap olan ve halkımıza büyük umutlar aşılayan 1 Haziran Hamlesi’nin ruhu ile bugün de mücadeleyi yükseltmek gerekir. İstenen şey budur. Yapılan şey de budur. Örneğin bize karşı kullanılan teknik sıradan bir teknik değil. En son geliştirilen teknik ile bize saldırıyorlar.

Böyle bir mücadele yürütüyoruz, bu şekilde direniyoruz, savaşı geliştiriyoruz. Özellikle son dönemlerde Amed’de, Botan’da, Dersim’de, Serhat’da, Başur’da gerillanın hamlelerini çok önemli buluyoruz. Bu ruh 1 Haziran Hamlesi’nin ruhudur işte. Aynı zamanda Türkiye’de de demokratik eylemler gerçekleşiyor. Bunun anlamı nedir? Yani kimsenin AKP-MHP faşizminden yana bir umudu yok. Her şey direnişimizin ve mücadelemizin geldiği aşamaya bağlı. Bu konuda başarılı olursak sonuç almamamız için hiçbir sebep yok. AKP’nin Önder Apo’nun ayağına gitmemesi için bir sebep olmayacak. Bugün de askeri, siyasi, diplomatik her alanda güçlü, inançlı, kararlı bir şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir