PYD-ENKS görüşmeleri ve TC’nin telaşı

HALİT ERMİŞ

Ne zaman ki Kürtler arasında birlik girişimleri olsa, Türk faşizminin uykusu kaçar ve en kirli planlar devreye girer. Kaldı ki Asya’dan Anadolu’ya gelişlerinden beri süregelen siyasetleri hep böyle olmuştur. Girdikleri bölgeleri kalıcı işgale dönüştürebilme siyasetleri sadece Kürtlere değil, tüm halklara yönelik olmuştur.

Selçuklulardan, Osmanlı’ya oradan günümüz Türk devletine kadar Anadolu’ya yerleşme, tamamen bölgenin yerleşik halklarının yerlerinden edilmesi ya da yüzbinlerce insanın toplu katliamlardan geçirilmesi şeklinde gerçekleşmiştir.

Cumhuriyet tarihi boyunca kanlı bastırılan onlarca Kürt ayaklanmasının arkasında da Türk devletinin atalarından aldıkları bu işgal, talan, tehcir ve soykırım uygulamaları vardır. Beyaz Türklerin daha cumhuriyetin ilk kuruluşunda İttihat Terakki’den aldıkları Ermeni ve Süryani soykırım geleneği, Rumlarla, Kürtlerle devam etmiş Şark Islahat Planı’yla bütün dünyaya cumhuriyetin hangi zihniyet temeline dayandırıldığının resmi olarak gösterilmiştir.

Anadolu’nun Ermeni, Çerkez, Laz, Süryani gibi halk dinamiklerini tümden göç, katliam ve asimilasyon yoluyla bertaraf ettikten sonra Kürtler üzerine çok daha fazla gidilerek, öncelikle fiziki, bu da olmazsa asimilasyon yoluyla tümden ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra Şeyh Sait isyanıyla başlayan; Ağrı, Zilan ve Dersim isyanlarındaki toplu katliamlarla devam eden, daha sonra her türlü baskı ve en çirkin asimilasyon yöntemleriyle süregelen Kürt katliamı, beyaz Türk faşizminden AKP döneminde yeşil Türk faşizmine evirilen süreçte aynı siyaset, hızından hiçbir şey kaybetmeden devam etmektedir. Kaldı ki, türlü soykırım ve toplum kırım yöntemine rağmen sonuç alamayan Kürtlere dönük geliştirilen bu faşizm, sonuçta beyaz ve yeşil Türk faşizminin AKP-MHP şahsında gelişen ittifakıyla bir devlet geleneği şeklinde en kirli özel savaş yöntemleriyle, devletin tüm imkanları seferber edilerek bugün de devam etmektedir.

Soykırım saldırılarına karşı Kürtlerin birlik çıkmazı

AKP-MHP faşist bloku her fırsatta Kürtlerin varlığına tahammül etmeyeceklerini, bu durumu kendi beka sorunu olarak gördüklerini açık şekilde ifade etmişlerdir. Kürtlerin soykırımı ve asimilasyonu pahasına Türk devlet faşizmi; en uç sınırına taşınmış, tek adam diktatörlüğü, ‘söz konusu devlet ise gerisi teferruattır’ mantığıyla hareket etmiş, ırkçı duygular kabartılıp toplumsal bir meşruiyete oturtulmuştur. Faşizmin ve diktatörlüğün Türkiye toplumsal zemininde meşruiyete kavuşturulma düzeyine paralel olarak, Kürtlere dönük faşist uygulama ve soykırımın dozajı daha da yükselmiştir.

Ne var ki, Kürtlere dönük geliştirilen faşist baskı ve soykırım saldırılarına rağmen Kürtlerin en büyük çıkmazı ise kendi ulusal birliğini gerçekleştirerek buna karşı gerekli duruşu geliştirememiş olmalarıdır.

AKP’nin başındaki faşist Erdoğan’ın bazı Kürtleri yanına çekme ve Kürdü Kürde yeniden ve yeniden kırdırma siyaseti bugün de en büyük çıkmaz olarak Kürtlerin önünde durmaktadır.

Oysa ki, 21.yy ve Üçüncü Dünya Savaşı’nın yarattığı siyasal ve sistemsel realite, Kürtlere ‘Yürü ya kulum’ demekte ve kendi ulusal ve toplumsal birliklerini sağlayarak, faşizmden ve sömürgecilikten tarihsel hesap sormanın imkanlarını sonuna kadar sunmaktadır. DAİŞ gibi faşist ve kan emici bir çete güruhuna karşı Kürtlerin öncülük ettiği görkemli direniş bütün bölgede olduğu gibi dünyada da Kürtlere görülmedik bir halklar desteğinin oluşmasını sağlamıştır. Yine Üçüncü Dünya Savaşı’nda bölgesel ve küresel güçlerin Kürtlerle ittifakını zorunlu hale getirmiştir.

Bu sürecin tam da başları denilebilecek 2013 yılında gelişen ulusal birlik çalışmaları son aşamasına getirilmişken, yine Türk devletinin faşist yönelimlerinin kurbanı edilmiş ve baskılarına boyun eğen çevreler, kendi halkının özlemlerine sırt çevirerek birlik çalışmalarını berheva etmişlerdi.

Oysa bugün yepyeni koşullar ve imkanlar mevcuttur. Durum 2013’ü de aşan düzeyde Kürt ulusal birliğine imkan sunduğu gibi zorunlu da kılmaktadır. Kürt savunma güçleri, 2013 yılından sonra aynı mevzilerde savaşarak, toplumun tüm kesimlerinin yan yana durmasını sağlayarak, kendilerine saldıran ortak düşman DAİŞ’e karşı savaşmış ve tarih yazmışlardır. Ardından gelişen Rojava devrimi Kürtlerin elini tarihte hiç olmadığı kadar güçlü kılmış, Kürt siyaseti ve savunma güçleri, küresel bir tanınma durumuna gelmiş, Kürtlerin artık özgür olması gerektiği tüm dünyada en temel kabul halini almıştır.

Düşman doğası gereği bunu istemeyecek, her türlü engeli de yaratmak için çırpınacaktır. Kerkük ve Efrînle başlayan, Serêkaniyê ve Girê Spî ile devam eden işgal, soykırım gerçeği bunun canlı ispatıdır.

Yine bugün Zinî Wertê’de devreye konulan komplo bu uğursuz amacın somutlaşmış halidir. İşgal, kırım ve göçettirmenin sonuç vermediği yerde, Kürtleri birbirine kırdırtıp güçten düşürerek tahakküm altına almak istemektedir. İşte faşist TC’nin yüzyıldır değişmeyen siyaseti, uygulaması budur.

Ulusal birlik özgürlüğün yolunu açacak

Ancak tüm bunlara karşın, son dönemde Rojava’da PYD ile ENKS arasında devam eden birlik çalışmaları faşist soykırımcı, sömürgeci Türk devleti ve bölge devletlerinin bu uğursuz siyasetine karşı birliğe giden ilk adım olabilir. Bunun imkan ve koşulları vardır. Temel şartı herkesin gerçek manada kendisini birliğe yatırmasıdır. Ön koşulsuz olarak ‘ulusal birlik’ demek her kesim açısından özgürlüğün amentüsü olmak durumundadır. Eğer böyle yaklaşılır ise geriye kalanlar sadece birer teferruata dönüşür. Zira Kürtlerin paylaşamayacakları hiçbir şeyleri yoktur. Çünkü halen varlıkları, kimlikleri, kültürleri, dilleri dahi kabul görmemiştir. Varlığı, dili, kültürü kabul görmemiş bir halkın kaybedecek şeylerinden söz etmek de abesle iştigaldir. Bugün kaybedilecek tek şey, milyonlarca Kürdün ölümü pahasına yaratılan özgürlük mücadeleleri ve bunun ortaya çıkardığı özgürlük imkanlarıdır. Eğer Kürtler kendi aralarında birliği yaratamazsa işte asıl yitirecekleri şey bu imkanlar ve özgürlük umutlarıdır.

Tam da bu noktada Türk devlet faşizmi, 2013’te Güney Kürdistan’da başlatılan ulusal birlik çalışmalarını sekteye uğrattığı gibi yeniden devreye girmeye çalışmaktadır. Çünkü Kürdün birliğini kendi ölümü addetmektedir. Özel savaşın tüm imkanları seferber ederek Kürtlerin birlik çalışmalarını baltalamaya çalışacaktır. Buna karşı temkinli ve tedbirli olmak, ulusal birlik çalışmalarını her türlü saldırı ve fitneye karşı esaslı bir amaç olarak sürdürmek elzemdir.

Bu sürecin sabote edilmemesi için küçük hesapları bir kenara bırakmak, partizanca, aileci, bireyci hareket etmemek, sadece iki siyasi parti arasına sıkışan görüşmelerden çıkararak tüm siyasi partilere olduğu gibi tüm toplumsal oluşumlara, halka mal etmek biricik yol olmalıdır. Öncelikle temel ilkelerde bir konsensüs sağlayarak, sürecin sağlıklı ve sonuç alıcı olması için bu konsensüse bağlı kalmak bir zorunluluk olmalıdır. Bu sadece doğru olan değil, aynı zamanda bir zorunluluk olarak kendini dayatmaktadır.

Kürt basının rolü tarihi önemdedir

Yine özellikle Kürt basınına düşen rol son derece tarihi önemdedir. Bu süreci sabote edecek, tahrik edecek, birliği bozmak için pusuda bekleyenlerin özel savaş saldırılarına malzeme verecek her türlü tutumdan uzak durulmalıdır. Zira Türk özel savaşı Rojava devrimini gizli-açık her türlü yöntemi kullanarak içte ve dışta tasfiye etmek için imkanlarını seferber etmiştir. Son günlerde yaşanan görüşmeleri yeniden baltalamak için harekete geçmiş durumdadır. Basının sadece haber saikiyle birlik çalışmalarını ele alması, sürece böyle yaklaşması büyük bir gaflet olacaktır. Dolayısıyla yapılan çalışmanın tarihsel sorumluluk bilinciyle ele alınması basın açısından da bir zorunluluktur. Böyle yapılması Kürtlerin özgürlüğe giden yolda tarihsel mesafe kat etmelerinde önemli bir katkı sunacağı, aksinin büyük bir vebale neden olacağı hiçbir şekilde unutulmamalıdır.

ANHA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir